SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

ŞİDDETİN YAŞI KÜÇÜLÜYOR, ENDİŞELER BÜYÜYOR!

Yazının Giriş Tarihi: 08.10.2026 14:34
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.10.2026 14:35

Bir zamanlar okullarda yaşanan en büyük tartışmalar, teneffüste oynanan bir oyunun sonucundan ya da sınıfta yaşanan küçük anlaşmazlıklardan çıkardı. Çocuklar küser, tartışır, çoğu zaman da kısa süre sonra barışırdı.

Bugün ise okul koridorlarından gelen haberler giderek daha fazla endişe veriyor.

Artık öğrenciler arasında çıkan tartışmaların bıçaklı saldırılara dönüştüğünü, çocukların hastanelik olduğunu, henüz hayatının başındaki gençlerin hem mağdur hem de şüpheli olarak adli süreçlerin içine girdiğini görüyoruz.

Son örnek İstanbul Esenyurt'tan geldi.

Sezai Karakoç Anadolu Lisesi'nde sınıf içerisinde yaşanan bir tartışmada iki öğrenci bıçakla yaralandı. Yaralı çocuklar hastaneye kaldırılırken, olayın şüphelisi olan bir başka öğrenci gözaltına alındı.

Bir okul, üç çocuk ve geride kalan sayısız soru...

Bir öğrenci neden okula bıçakla gider? Bir tartışma neden konuşarak değil, şiddetle sonuçlanır? Daha da önemlisi, biz yetişkinler bütün bunlar yaşanırken neredeyiz?

Şiddet yalnızca okul kapısından içeri girmiyor

Okullarda yaşanan şiddeti yalnızca eğitim sisteminin sorunu olarak görmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak olur.

Çünkü çocuklar şiddeti çoğu zaman ilk kez okulda öğrenmiyor.

Evde kullanılan dil, aile içindeki iletişim, sokakta karşılaşılan davranışlar, sosyal medyada izlenen görüntüler ve toplumun sorun çözme biçimi çocukların dünyasını şekillendiriyor.

Birbirine bağıran yetişkinler, trafikte en küçük anlaşmazlıkta kavgaya tutuşan insanlar, ekranlarda şiddeti sıradanlaştıran içerikler...

Bütün bunların çocuklar üzerinde hiçbir etkisi olmadığını düşünebilir miyiz?

Bir çocuk sürekli olarak gücün haklılıkla eş tutulduğu bir ortamda büyüyorsa, anlaşmazlıkları konuşarak çözmeyi nasıl öğrenecek?

Çocuklardan saygı beklerken onlara nasıl bir saygı kültürü gösterdiğimizi de sorgulamak zorundayız.

Okullar sadece sınavlara mı hazırlıyor?

Bugün eğitim denildiğinde aklımıza ilk gelen şeyler sınavlar, notlar, başarı sıralamaları ve akademik hedefler oluyor.

Peki ya çocukların öfkesini kontrol edebilmesi?

Bir arkadaşının düşüncesine tahammül edebilmesi?

Kaybetmeyi öğrenmesi, özür dilemesi, empati kurması, hayır cevabını kabul edebilmesi?

Bunlar da en az matematik, fen bilimleri ve Türkçe kadar önemli değil mi?

Elbette okullarımızda rehberlik servisleri, psikolojik danışmanlar ve öğrencilerin gelişimini destekleyen çalışmalar var. Ancak bu hizmetlerin her çocuğa zamanında ve yeterli düzeyde ulaşabilmesi büyük önem taşıyor.

Öğretmenlerden yalnızca ders anlatmalarını değil, aynı zamanda çocukların bütün sosyal ve duygusal sorunlarını tek başlarına çözmelerini beklemek de gerçekçi değil.

Öğretmen, aile, okul yönetimi ve ilgili kurumlar aynı sorumluluğun farklı parçalarıdır.

Aileler çocuklarını gerçekten tanıyor mu?

Bir başka önemli soru da ailelere düşüyor.

Çocuğumuzun hangi sınavdan kaç aldığını biliyoruz. Hangi derste başarılı olduğunu, hangi öğretmeni sevdiğini takip ediyoruz.

Peki son zamanlarda neden içine kapandığını biliyor muyuz?

Kimlerle arkadaşlık ettiğini, okulda ne yaşadığını, hangi olaylara öfkelendiğini, hangi sorunları kendi içinde büyüttüğünü fark edebiliyor muyuz?

Aynı evde yaşamak, her zaman birbirimizin hayatından haberdar olmak anlamına gelmiyor.

Çocukların yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değil. Dinlenmeye, anlaşılmaya, sınırları öğrenmeye ve güven duyabilecekleri yetişkinlere de ihtiyaçları var.

Burada ailelere düşen görev yalnızca denetlemek değil, çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kurabilmek.

Çünkü konuşamadığı sorunları içinde biriktiren bir çocuğun ne yaşadığını anlamak giderek zorlaşabilir.

Bir okulda bıçak varsa hepimizin düşünmesi gerekiyor

Bir öğrencinin okulda kesici bir alet bulundurması, yalnızca olay yaşandıktan sonra alınacak güvenlik tedbirleriyle ele alınabilecek bir mesele değil.

Okullardaki güvenlik uygulamaları elbette gözden geçirilmeli. Riskli davranışlar erkenden fark edilmeli. Akran zorbalığı, tehdit ve şiddet belirtileri ciddiyetle takip edilmeli.

Ancak okulları yalnızca güvenlik önlemleriyle yönetilen alanlara dönüştürmek de tek başına çözüm olmayacaktır.

Asıl hedef, çocukların kendilerini güvende hissettikleri, sorunlarını çekinmeden anlatabildikleri ve şiddete başvurmadan çözüm arayabildikleri bir okul ortamı oluşturmak olmalı.

Çünkü mesele yalnızca bıçağın okula nasıl girdiği değil, bir çocuğun o bıçağı sorun çözme aracı olarak neden gördüğüdür.

Bugünün çocukları, yarının toplumu

Her okul olayının ardından birkaç gün konuşuyoruz.

Haberler yapılıyor, açıklamalar geliyor, soruşturmalar başlatılıyor.

Sonra gündem değişiyor.

Ancak o okulda eğitim gören çocukların yaşadığı korku, yaralanan öğrencilerin ve ailelerinin karşılaştığı zorluklar, olayın şüphelisi olan çocuğun geleceğine ilişkin sorular gündem değişince ortadan kalkmıyor.

Üstelik bu olayların her biri yalnızca ilgili aileleri değil, çocuklarını her sabah okula gönderen bütün anne babaları kaygılandırıyor.

Şiddetin gerçekten hangi yaş gruplarında ve ne ölçüde arttığını ortaya koymak için kapsamlı verilere ihtiyaç var. Fakat yaşanan her ciddi olay bile önleyici çalışmaların önemini hatırlatmaya yetiyor.

Artık yalnızca olayların ardından konuşmak yerine, olaylar yaşanmadan önce ne yapılabileceğine odaklanmalıyız.

Çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini destekleyen çalışmalar güçlendirilmeli. Aile-okul iletişimi artırılmalı. Rehberlik hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı. Şiddeti normalleştiren davranışlarla hem okulda hem de toplumda mücadele edilmeli.

Ve belki de en önemlisi, yetişkinler olarak çocuklara verdiğimiz örneği değiştirmeliyiz.

Çünkü çocuklarımızın birbirine nasıl davranacağını yalnızca söylediklerimiz değil, bizim birbirimize nasıl davrandığımız da belirliyor.

Unutmayalım...

Bir okulda iki öğrenci yaralandığında yalnızca iki çocuğun bedeni zarar görmez. O okulun güven duygusu da yara alır.

Okullarımızdan ambulans sirenleri değil, çocukların kahkahaları yükselmeli.

Bunun için sorumluluk yalnızca öğretmenlerin, okul yöneticilerinin ya da ailelerin değil, hepimizin.

Çünkü şiddetin yaşının küçülmesine seyirci kalırsak, yarının toplumunda büyüyecek olan şey yalnızca korku olacaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.