Son zamanlarda haberleri takip ederken insanın aklına aynı soru geliyor:
Bize ne oluyor?
Trafikte küçük bir yol verme meselesi kavgaya dönüşüyor.
Komşular basit bir gürültü tartışmasında birbirine giriyor.
Sosyal medyada hiç tanımadığımız insanlara ağır sözler söyleyebiliyoruz.
Markette, sokakta, iş yerinde, okul önünde…
İnsanların birbirine tahammülü giderek azalıyor.
Bazen küçücük bir mesele, hiç beklenmeyecek kadar büyük bir öfkenin fitilini ateşleyebiliyor.
Elbette her öfkelenen insana “psikolojik olarak dengesiz” demek doğru değil. Ruhsal rahatsızlıkları şiddetle özdeşleştirmek de büyük bir hata olur.
Ancak toplumdaki gerginliği, öfke kontrolü sorunlarını ve tahammülsüzlüğü konuşmamız gerektiği de ortada.
HERKESİN BARDAĞI AĞZINA KADAR DOLU
Hayat kolay değil.
Ekonomik sıkıntılar…
Geçim derdi…
İş stresi…
Borçlar…
Aile içindeki sorunlar…
Gelecek kaygısı…
Trafik, kalabalık, yetişme telaşı…
Bir de günün neredeyse tamamında elimizden düşürmediğimiz telefonların oluşturduğu sürekli bilgi ve tartışma bombardımanı var.
İnsan zihninin dinlenebileceği alan giderek daralıyor.
Sonra ne oluyor?
İnsan evinden zaten gergin çıkıyor.
Trafikte biri önüne kırıyor ve öfkeleniyor.
Markette sıra beklerken biri önüne geçiyor ve sinirleniyor.
Sosyal medyada hoşuna gitmeyen bir yorum görüyor ve hiç tanımadığı biriyle kavga ediyor.
Aslında mesele çoğu zaman o an yaşanan olay değil.
O olay sadece bardağı taşıran son damla oluyor.
ÖFKE ARTIK ÇOK HIZLI ŞİDDETE DÖNÜŞÜYOR
Beni asıl düşündüren taraf burası.
Eskiden de insanlar tartışıyordu.
Eskiden de geçim sıkıntısı vardı.
Eskiden de insanlar birbirine kızıyordu.
Fakat bugün öfkenin şiddete dönüşme hızı ürkütücü boyutlara ulaşabiliyor.
Bir korna…
Bir bakış…
Bir park yeri…
Bir sıra meselesi…
Bir sosyal medya yorumu…
Dakikalar içerisinde insanların hayatını değiştirecek sonuçlara dönüşebiliyor.
Sonra haberlerde aynı cümleyi okuyoruz:
“Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.”
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken cümle tam olarak bu.
Neden bu kadar “kısa sürede”?
SOSYAL MEDYA DA ÖFKEYİ BESLİYOR
Bir başka problemimiz de ekranların arkasında oluşan dil.
Yüz yüze geldiğimizde söylemeyeceğimiz sözleri sosyal medyada rahatlıkla yazabiliyoruz.
Hakaret ediyoruz.
Aşağılıyoruz.
Linç ediyoruz.
Karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutuyoruz.
Üstelik öfkeli içerikler daha fazla ilgi gördükçe öfke adeta ödüllendiriliyor.
Sakin konuşan değil, en sert konuşan dikkat çekiyor.
Uzlaştıran değil, kavga çıkaran daha fazla izleniyor.
Böyle olunca dijital dünyadaki sertlik zamanla günlük hayatın diline de taşınıyor.
YARDIM İSTEMEYİ HÂLÂ ZAYIFLIK SANIYORUZ
Belki de en büyük yanlışlarımızdan biri bu.
İnsan bedeninde bir ağrı olduğunda doktora gitmeyi normal karşılıyoruz.
Ama ruhsal olarak iyi olmadığımızda bunu çoğu zaman saklıyoruz.
“Geçer.”
“Ben hallederim.”
“Kimse bilmesin.”
diyoruz.
Oysa insanın bazen psikolojik desteğe ihtiyaç duyması son derece insani bir durumdur.
Uzun süren yoğun öfke, kaygı, uykusuzluk, tükenmişlik veya günlük yaşamı bozan başka sorunlar varsa profesyonel destek almak utanılacak bir şey değildir.
Tam tersine, kişinin hem kendisine hem çevresine karşı gösterebileceği önemli bir sorumluluktur.
BİRAZ DA KENDİMİZE BAKMALIYIZ
Her toplumsal olaydan sonra suçlu arıyoruz.
Ama zaman zaman aynayı kendimize de çevirmeliyiz.
Biz ne kadar tahammüllüyüz?
Trafikte hata yapan birine nasıl davranıyoruz?
Çocuğumuz yanlış yaptığında nasıl konuşuyoruz?
Eşimize, çalışanımıza, müşterimize, komşumuza hangi dili kullanıyoruz?
Bir insan bizimle aynı düşünmediğinde onu dinleyebiliyor muyuz?
Yoksa hemen sesimizi mi yükseltiyoruz?
Çünkü toplumsal huzur yalnızca kanunlarla sağlanmaz.
Biraz eğitimle…
Biraz empatiyle…
Biraz birbirimizi dinlemekle…
Ve gerektiğinde yardım istemeyi bilmekle sağlanır.
Belki de bugün ihtiyacımız olan en önemli şeylerden biri yeniden sakinleşmeyi öğrenmek.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her söze cevap vermek zorunda değiliz.
Her korna çalana korna çalmak, her bağırana daha yüksek sesle bağırmak zorunda hiç değiliz.
Bazen insanın gösterebileceği en büyük güç, karşısındakini yenmek değil;
öfkesine yenilmemektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Deniz AFOAKWA
Neden Bu Kadar Tahammülsüz Olduk?
Son zamanlarda haberleri takip ederken insanın aklına aynı soru geliyor:
Bize ne oluyor?
Trafikte küçük bir yol verme meselesi kavgaya dönüşüyor.
Komşular basit bir gürültü tartışmasında birbirine giriyor.
Sosyal medyada hiç tanımadığımız insanlara ağır sözler söyleyebiliyoruz.
Markette, sokakta, iş yerinde, okul önünde…
İnsanların birbirine tahammülü giderek azalıyor.
Bazen küçücük bir mesele, hiç beklenmeyecek kadar büyük bir öfkenin fitilini ateşleyebiliyor.
Elbette her öfkelenen insana “psikolojik olarak dengesiz” demek doğru değil. Ruhsal rahatsızlıkları şiddetle özdeşleştirmek de büyük bir hata olur.
Ancak toplumdaki gerginliği, öfke kontrolü sorunlarını ve tahammülsüzlüğü konuşmamız gerektiği de ortada.
HERKESİN BARDAĞI AĞZINA KADAR DOLU
Hayat kolay değil.
Ekonomik sıkıntılar…
Geçim derdi…
İş stresi…
Borçlar…
Aile içindeki sorunlar…
Gelecek kaygısı…
Trafik, kalabalık, yetişme telaşı…
Bir de günün neredeyse tamamında elimizden düşürmediğimiz telefonların oluşturduğu sürekli bilgi ve tartışma bombardımanı var.
İnsan zihninin dinlenebileceği alan giderek daralıyor.
Sonra ne oluyor?
İnsan evinden zaten gergin çıkıyor.
Trafikte biri önüne kırıyor ve öfkeleniyor.
Markette sıra beklerken biri önüne geçiyor ve sinirleniyor.
Sosyal medyada hoşuna gitmeyen bir yorum görüyor ve hiç tanımadığı biriyle kavga ediyor.
Aslında mesele çoğu zaman o an yaşanan olay değil.
O olay sadece bardağı taşıran son damla oluyor.
ÖFKE ARTIK ÇOK HIZLI ŞİDDETE DÖNÜŞÜYOR
Beni asıl düşündüren taraf burası.
Eskiden de insanlar tartışıyordu.
Eskiden de geçim sıkıntısı vardı.
Eskiden de insanlar birbirine kızıyordu.
Fakat bugün öfkenin şiddete dönüşme hızı ürkütücü boyutlara ulaşabiliyor.
Bir korna…
Bir bakış…
Bir park yeri…
Bir sıra meselesi…
Bir sosyal medya yorumu…
Dakikalar içerisinde insanların hayatını değiştirecek sonuçlara dönüşebiliyor.
Sonra haberlerde aynı cümleyi okuyoruz:
“Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.”
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken cümle tam olarak bu.
Neden bu kadar “kısa sürede”?
SOSYAL MEDYA DA ÖFKEYİ BESLİYOR
Bir başka problemimiz de ekranların arkasında oluşan dil.
Yüz yüze geldiğimizde söylemeyeceğimiz sözleri sosyal medyada rahatlıkla yazabiliyoruz.
Hakaret ediyoruz.
Aşağılıyoruz.
Linç ediyoruz.
Karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutuyoruz.
Üstelik öfkeli içerikler daha fazla ilgi gördükçe öfke adeta ödüllendiriliyor.
Sakin konuşan değil, en sert konuşan dikkat çekiyor.
Uzlaştıran değil, kavga çıkaran daha fazla izleniyor.
Böyle olunca dijital dünyadaki sertlik zamanla günlük hayatın diline de taşınıyor.
YARDIM İSTEMEYİ HÂLÂ ZAYIFLIK SANIYORUZ
Belki de en büyük yanlışlarımızdan biri bu.
İnsan bedeninde bir ağrı olduğunda doktora gitmeyi normal karşılıyoruz.
Ama ruhsal olarak iyi olmadığımızda bunu çoğu zaman saklıyoruz.
“Geçer.”
“Ben hallederim.”
“Kimse bilmesin.”
diyoruz.
Oysa insanın bazen psikolojik desteğe ihtiyaç duyması son derece insani bir durumdur.
Uzun süren yoğun öfke, kaygı, uykusuzluk, tükenmişlik veya günlük yaşamı bozan başka sorunlar varsa profesyonel destek almak utanılacak bir şey değildir.
Tam tersine, kişinin hem kendisine hem çevresine karşı gösterebileceği önemli bir sorumluluktur.
BİRAZ DA KENDİMİZE BAKMALIYIZ
Her toplumsal olaydan sonra suçlu arıyoruz.
Ama zaman zaman aynayı kendimize de çevirmeliyiz.
Biz ne kadar tahammüllüyüz?
Trafikte hata yapan birine nasıl davranıyoruz?
Çocuğumuz yanlış yaptığında nasıl konuşuyoruz?
Eşimize, çalışanımıza, müşterimize, komşumuza hangi dili kullanıyoruz?
Bir insan bizimle aynı düşünmediğinde onu dinleyebiliyor muyuz?
Yoksa hemen sesimizi mi yükseltiyoruz?
Çünkü toplumsal huzur yalnızca kanunlarla sağlanmaz.
Biraz eğitimle…
Biraz empatiyle…
Biraz birbirimizi dinlemekle…
Ve gerektiğinde yardım istemeyi bilmekle sağlanır.
Belki de bugün ihtiyacımız olan en önemli şeylerden biri yeniden sakinleşmeyi öğrenmek.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her söze cevap vermek zorunda değiliz.
Her korna çalana korna çalmak, her bağırana daha yüksek sesle bağırmak zorunda hiç değiliz.
Bazen insanın gösterebileceği en büyük güç, karşısındakini yenmek değil;
öfkesine yenilmemektir.