KADINLAR NEDEN MAKYAJ YAPAR?

Okuma Süresi: 3 Dakika
  • Evet, kadınlar neden makyaj yapar? Erkeklere güzel görünmek için mi? Yoksa kendileri için mi? Bu konuya değinmek üzere yazımı yazıyorum şimdi…
  • Her kadın güzel giyinmek ister değil mi? Şık bir elbise, kıyafetine uygun çanta ve ayakkabı. Takı ve kolyeler olmazsa olmaz tabi. Bir de kadınların “erken kalkarım,gerekirse aç çıkarım sokağa ama o boyayı yüzüme sürerim” dediği makyaj….
  • Biz erkekler kadınların bize güzel görünmek için makyaj yapıldığını sanıyorsunuz değil mi ?
  • Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; kadınların %60’ı, kadınlar başka kadınlara güzel görünmek için yaptığını söylüyor.
  • Bunların dışında bir Japon kozmetik firması bilimsel tezlerle bu konunun üstüne düşmüş. Uzun araştırmalar sonucunda kadınların kendilerini aynada makyajlı veya makyajsız görmesi durumlarında beynin ödül sisteminin harekete geçtiği ve bu 2 duruma göre beynin dopamin salgılayarak kadınların mutlu olduğu saptanmıştır. Bu tarz bir araştırmanın erkekler üzerinde uygulanması halinde tıraş olmanın veya yüze sürülen tıraş losyonunun erkekler içinde aynı hisleri oluşturabileceğini söylüyorlar. Gerçi erkeklerin çoğu tıraş olmayı sevmez. Çünkü, yüzümüzü çıplak gibi hissediyoruz. Devlet dairesinde çalışmıyorsak ya da özel bir sebebimiz yoksa sakalımızı kesmiyoruz:)

Gelelim Makyajın Tarihçesine

  • Eski Mısır’da kadınlar kurşun, antimon ve bakırtaşı gibi madenleri öğütülüp karıştırılarak toz halindeki bu karışımla göz makyajlarını yaparlardı. Kırmızı toprak boyasını ise hayvan yağları ile karıştırıp ruj olarak kullanmaktaydı.O dönemde oje olmadığı için, ellerine kına yakıyorlardı.Yüzlerini beyazlaştırmak için pudralar yaygınlaşmıştı.Pudra yapımında en çok kullanılan malzemeler; beyaz kurşun, tebeşir veya alçı taşı gibi maddelerdi.
  • Bir diğer ilk de Çinlilerden gelmiştir. Bir kozmetik ürünü olan ojeyi Çinliler bulmuştur. Arıların balmumu, jelatin ve diğer maddelerle karışım yaparak ojeyi üretmişlerdir. Çin’de tırnaklara sürülen renklerin özel anlamları vardı. Gümüş ve altın rengi ojeleri sadece imparatorluk hanedanı kullanabilirdi. Her kim bu renklerde oje kullanırsa idam edilirdi. Çinlilerin oje kullanımına başladığı zamanlarda Mısırlılar da elleri için kına kullanmaktaydılar.
  • Elbette tarihte makyaj yapan tek millet Mısırlılar değildir. MÖ. 1000 yıllarında Pers kadınları saçlarını ve yüzlerini kına ile boyamaktaydılar. Kadınların beyaz bir tene sahip olmanın güzellik unsuru sayıldığı dönemlerde ise, yüzlerini tebeşirle beyazlattıkları bilinmektedir.
  • 18.yüzyil dan itibaren yüzü beyazlatmak icin kursun oksit´in yani sıra cıva, kalay oksit ve talk tozu kullanılıyordu. Dudaklar ve yanaklar için gereken kırmızı boyayı; sekoya ağacı, sandal ağacı ve zincifre (doğal cıva sülfür) den üretiliyordu.
  • 19. yüzyılın ortalarında insanların bilinçlenmesi eşliğinde “kozmetik ürünler” araştırmaların ortaya çıkardığı sağlığa zararların etkisi altında bir evrim geçirdiler. Kursun oksit yerine çinko oksit, bor nitrür, pirinç unu ve talk pudrası kullanılıyordu. Kırmızı renkler; karmin (Güney Amerika ve Meksika’da kaktüslerin üzerinde asalak yaşayan bir böcek türünün diğer canlı türlerinden korunma amaçlı salgıladığı kırmızı renkli karminik asitin bu böcek türünden ekstrakte edilmesi sonucu elde edilmektedir.) den elde edilmeye başladı.

Makyaj Bu kadar Gerekli Mi?

  • Bence Güneş’in UV ışınlarından korunmak ve cilt lekelerinin önüne geçmek için makyaj değil,az miktarda güneş kreminin sürülmesinden yanayım. Aşırı sürülen ve saatlerce yüzünde duran makyajın yüzünüzdeki gözenekleri kapatıp cildin nefes almasını engelleyebilir. Bundan dolayı gözenekler daha çok büyüyüp siyah noktalar ve derin izler kötü bir görüntüye sebep olabilir.
  • Bence kadınlar evde eşlerine güzel görünmek için makyaj yapıp süslenebilirler. Dinimize göre de kadınların aşırı makyaj yapıp dışarıda diğer erkelerin ilgisini çekmesi de uygun değil.

Biz insanı en mükemmel surette yarattık.

(Tin Suresi,95/4)

KAYNAK:

https://filoji.com

https://gamzenindunyasi74.blogspot.com

https://metaneden.com

Korona Virüsü Sonrası Alışkanlıklarımız

Okuma Süresi: 2 Dakika

Sevgili Cem Yılmaz’ın “FUNDAMENTAL” gösterisinde dediği bir laf geldi aklıma: “Eskiden arabaların camlarını indirmek için kolları vardı. Yolda arabayla giderken insanlarla tartıştığımızda, camı aşağı indirsene! Diye elle hareket yapardık. Zamanla bu hareket kayboldu. Yıllar geçtikçe bazı hareketler kaybolup yerine, yeni-yeni hareketler gelmeye başladı”.

Türk toplumu olarak selamlaşmaya büyük önem veren bir milletiz. Tanıdığımız insanları gördüğümüzde onlarla tokalaşmayı, sarılmayı, öpmeyi eksik etmezdik. Şimdilerde ise sosyal mesafeyi koruyarak başımızı öne eğiyoruz. Çok samimiysek dirseğimizle hatta bazıları ayakla bile selam verir oldu. Ne değişti şimdi? Bende hastalık varsa karşı tarafa ya da karşı tarafta varsa bana bulaşır mı diye korkar olduk. Korkmalıyız da!

Ne kadar değerliymiş sevdiklerimize sımsıkı doya doya sarılmak. Üniversiteyi uzak yerde okuyup geri dönmenin heyecanı, askerliğin bittikten sonra eve kavuşmanın huzuru… Uzun yol şoförlerinin işleri bittikten sonra sıcacık yuvasına kavuşup eşine, annesine, çocuklarına sımsıkı sarılmaları yarım kaldı be!.. Bizim de öyle…

Bugünlerde siz de görmüşsünüzdür, bazı ünlülerin instagram videolarında ” evde bir süre kalmamız, beni, içime dönmemi, kendimi dinlememi sağladı” diye herkes söylemlerde bulunuyor. Aslında doğru bir söz. İnsan yalnız kaldıkça, her ne kadar telefonla bir müddet oyalandıktan sonra kendiyle baş başa kalıp eğrisiyle doğrusuyla oturup kendimizle yüzleşmeye başlıyoruz.

Peki bu yüzleşmeye başlıyoruz da ne var içimizde? kendimizde? Bomboş duvarlarla kaplı, bir sokak lambası bile olmayan bir karanlık kuyu mu? Yoksa etrafı yemyeşil ağaçlarla dolu, kuşların cıvıltısıyla mutlu olan, karlı dağın ardında güneşin doğmasını bekleyen, güne umutla bakan, gelecek planları yapan bizler mi?

Ne düşünürsek düşünelim, nasıl yaşarsak yaşayalım biran önce bu virüsün, ülkemizden ve dünyadan daha fazla can kayıpları vermemesi için Allah’a el açıp dua etmeliyiz. Her şey için hakkımızda hayırlısı olsun.

Stresle Başa Çıkmanın Yolları

Okuma Süresi: 2 Dakika

İş Yerindeki Stres

Benim Bugün Yaşadığım Olay

Her zamanki gibi sıradan bir gündü. Fırınların sıcaklık kontrolünü yapmaya hazırlanırken kaliteden sorumlu müdürümüz yanıma geldi. -Bu malzemeler üretime dahil olmasın bunlara dikkat edelim, dedi. Aslında bu cümlelerin arkasında gizli bir eleştirinin habercisi vardı. Beni kimsenin olmadığı daha sakin bir yere çağırdı. Ve dedi ki:

-Bugün tesise neden 08.08’de geldin?(Normalde 08.00’de olmamız gerekiyor)

-Abi(Bey diye hitap etmem çok resmi bulurum genelde) geç kalktım bugün o yüzden saatinde gelemedim.

-Tesise giriş çıkışlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Bunu gözlemleyen, insanların açıklarını takip eden bir sürü insan var. Senin yaptığın bu davranışı Genel müdürümüze söyleyip şikayet edebilirler.Sonra beni yanına çağırıp der ki:

-Adamlarını güdemiyor musun der!

Tamam abi dikkat ederim, dedikten sonra kendi içimde bir şeyleri söyleyememe belirtisi oldu. Saygısızlık etmemekten mi yoksa tutukluğumdan dolayı mıdır bilmiyorum, küçük yaşımdan üniversiteden mezun olup iş bulana kadar insanlar beni eleştirdiklerinde ya da laf sokmaya çalıştıklarında ani reaksiyon gösterip te hemen karşılık veremem .Bu aslında benim gibi yapan insanlarda belli bir zaman sonra içine kapanıklık, saatlerce neden böyle dedi?Ben insanların gözünde değersiz bir insan mıyım? Kimse bana saygı duyamayacak mı? Gibi bir sürü soru silsilesi beynimi kemirmeye başlar.

Müdürün o lafından sonra dişlerimi sıkıp avazım çıktığı kadar bağırmak istedim. Bu sadece o kişinin dediği lafla yapılacak bir fiili hareket değil. İnsanların çeşitli sözlü tacizlerine, sürekli ya da ara ara maruz kaldığımız için biriken bir öfke patlaması bütünüydü. Hayırdır ya, adamlarını gütmüyor musun ne demek ?Biz davar mıyız? Ağzından çıkanı kulağınız duysun. O iş o raddeye geldiğinde bunu konuşalım demek isterdim. Gerçi insanlara laf anlatsan da gene bildiğini okuyorlar. Bu arada insan dedim, o güzelim sadık hayvanlara da ayıp olacak, neyse…

Velhasıl kelam her insanın kendine özgü stresle başa çıkma yolu vardır. Bunun en iyi ilacı zaman. Evet arkadaşlar, gerçekten zaman denen mükemmel şey bütün insanlara her şeyi unutturuyor. Youtube videolarından ben psikolog Beyhan Budak’ı takip etmenizi öneririm. Adam gerçekten faydalı bilgiler paylaşıyor. http://beyhanbudak

NOT: Canınız sıkıldığında çıkın dışarıya güzel bir manzara seçin ve orada dinlendirin ruhunuzu. Gerçekten iliklerinize kadar rahatladığınızı ve aslında bu gerilimlerinin ne kadar boş olduğunu anlıyorsunuz.

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler.

Korona Öncesi ve Sonrası

Okuma Süresi: 2 Dakika

Korona Virüsünün İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz.

HZ. MUHAMMED
  • İnsanoğlu,şimdi benim durumum ne olacak diye düşünmeye başladı değil mi? Acaba bana bulaşacak mı? Aileme bulaştı mı? Bundan sonraki hayatımız nasıl devam edecek? İşten çıkarılacak mıyım? Gibi aklımıza onlarca soru gelmekte.
  • Corona virüs hastalığı (COVİD-19) Dünyada 170’ten fazla ülkede yayıldı. Türkiye’de ilk korona virüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi.Her ne kadar bu virüs Çin’de görülmüşse de vaka sayısı en fazla olan ülke ABD, can kaybının en çok olduğu ülke ise İTALYA oldu.

Biz Evdeyiz Tamamda Alışkanlıklarımıza ne olacak?

  • Öğretmeninden öğrencisine, memurundan emeklisine, özel sektörde çalışanına kadar herkesi bu virüs hem maddi hem de manevi olarak ciddi şekilde etkileyeceğe benziyor. Dışarıya çıktığımızda günlük rutin eylemlerimize bile gem vurulmuş durumda. İnsanların kafelerde vakit geçirmesi, sinema ve tiyatro izlemesi,lokantalarda yemek yenmesinden tutunda dışarıda piknik yapıp balık tutulmasına kadar bir çok şeye yasak getirildi. Hatta şehirlerarası yolculuk yapılmasının valilik izni ile yapılabileceği söylenildi.(Artık e-devletten de yapılabiliyor.)
  • Durum böyleyken özel bir sebebimiz yok ise dışarıya çıkmayacağımız gayet açık ve net. Hazır evde dinlenirken sosyal medyada çok fazla vakit geçirmememiz(saatlerce) gerektiği kanısındayım .Neden mi? Çünkü sosyal medyanın insanı hipnotize (esir alması) ettiğini düşünüyorum. Kötü alışkanlıklarımızın yerine benzer kötü alışkanlıklarımızla değiş tokuş yapmamalıyız.

Peki Ne Yapmalıyız?

  • Yapılan araştırmalar göre, şu üniversitenin bilmem ne faresinde yapılan deneylerden bahsetmeyeceğim size:) Ama alışkanlık denen illet (güzel veya kötü alışkanlık) sürekli yapılan eylemler bütünüdür. Ve her gün tekrarlandığı taktirde davranışa dönüşür. Bir şeyi 40 kere söylersen olur derlerya bir şeyi 21 gün boyunca yaptığımızda bizim beynimiz bunu, artık alışkanlık olarak kabul ediyormuş arkadaşlar.
  • Bizim kendi alışkanlıklarımızı değiştirmemiz çok zor gibi görünüyor. Lakin, kendi kendimizle mücadele ettiğimiz taktirde bu mümkün. Hiç kitap okumayan birisi neden günde sadece yarım sayfa kitap okumasın? Hiç spor salonuna gitmemiş bir insan 15 dakika boyunca yaptığı esneme gerilme egzersiziyle neden zinde kalmasın?
  • Eskiden zaman bulamayıp bıraktığımız birden fazla hobilerimiz vardı. İşte onlarla yüzleşmenin tam sırası. Yapacağımız küçücük bir hareket, bir eylem bizleri ilerideki yaşantımıza büyük şekiller vereceği kanısındayım. İlle de herkes kitap okusun,film izlesin spor yapsın değil,annemize evde yemek yaparken bile yardımcı olabiliriz.
  • Lütfen herkes evde kendini geliştirebilecek ve değiştirebilecek sadece bir şey bulsun ve onunla mümkün olduğu kadar az ilgilensin. Çünkü ilerde senin, onunla uğraşmaktan kendini alamayacak bir hale gelmeni istiyorum.